24 Mart 2026 Salı

Bina Enerji Talebi Tahmini için Tümleşik Bir Yapay Zeka Yaklaşımı






https://www.mdpi.com/1996-1073/17/19/4920

Binalar, Avrupa Birliği'nde enerji tüketiminin yaklaşık %40'ından ve sera gazı emisyonlarının %36'sından sorumlu olup, tek başına en büyük enerji tüketicisi konumundadır [1].

Binaların enerji verimliliğini ve topyekün sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla, hem ısıl hem de elektriksel enerji tüketimlerini anlamak, modellemek ve tahmin etmek üzere birçok çalışma yapılmaktadır. Tarihsel olarak, ilk girişimler binalardaki enerji tüketimini modellemek için Energy Plus gibi mühendislik yazılım paketlerine dayanıyordu. Yazılımın kurulumu için harcanan önemli süreye ve binaların yapısal, geometrik ve malzeme özelliklerine ilişkin kullanılan verilere rağmen, sonuçlar genellikle beklendiği kadar değerli olmamaktadır. Bunun nedeni, enerji tüketimini etkileyen insana ait yüklerin, davranışların ve doğrusal olmayan durumların tahmin edilmesindeki zorluklardır. Daha verimli ve etkili bir alternatif olarak, binaların enerji tüketimini modelleme ve tahmin etmede veri odaklı yaklaşımlar araştırılmaktadır: enerji tüketim verilerini elde etmek için akıllı sayaçlar ve faturalar kullanılmakta, bu veriler makine öğrenimi algoritmalarına beslenerek enerji tüketimi ile hava durumu, derece-gün, zaman damgası özellikleri ve bina özellikleri gibi diğer değişkenler arasındaki karmaşık ilişkilerin ortaya çıkarılması sağlanmaktadır. Veri odaklı tahmin tekniklerine ilişkin literatür hızla büyümesine rağmen, bina enerji ihtiyaçları ve bunların dinamikleri ile ilişkilendirilebilecek en önemli değişken setinin ne olduğunu gerçekten araştıran çok az çalışma bulunmaktadır. Bu durum, bina enerji ihtiyaçlarının tahmin edilmesi açısından kritik bir unsurdur; zira aynı zamanda bina yönetimine yönelik kaynak tahsisinin ekonomik ve finansal yönleri ile bina çevresindeki toplulukları bire bir ilgilendiren çevresel sonuçlar üzerinde etkiye sahiptir. Bunun yanı sıra, kapsamlı çabalar ve çalışmalara rağmen konu günümüz şartlarında ulaşılması gereken seviyeye ulaşmaktan uzaktır. Bunun temel nedeni, her bir bina kabuğunu karakterize eden değişkenlikler ve etkileşimlerden kaynaklanan doğal karmaşıklıklar ile iyi bir tahmin performansı elde etmek için ihtiyaç duyulan büyük miktardaki veridir.

Bu anlamda, yapay zeka algoritmalarının (örneğin makine öğrenimi ve derin öğrenme) geliştirilmesi, önemli belirsizliklerin olduğu yani bu belirsizliklerin denklem setleriyle modellenmesi veya yeterli bir ölçüm araçları seti olmadan incelenmesinin zor olduğu durumlarda dahi, performansı ve tahmin yeteneğini artırmayı mümkün kılmıştır. Gerçekten de, veri bolluğu, sıradan ve kolayca tekrarlanabilir koşullar altında giderek daha sofistike ve yüksek performanslı modeller ve algoritmalar geliştirilmesini sağlamıştır. Aynı zamanda bu durum, tekrarlanması veya tahmin edilmesi zor olan tüm koşullarda (örneğin COVID-19 ve bunun bina tüketimine etkisi) veya daha basitçe, veri eksikliği olduğunda (örneğin bir arıza veya bakım faaliyetleri nedeniyle) bir zayıflık unsuru oluşturmaktadır.

Yapay zeka tabanlı modeller için genellikle ihtiyaç duyulan büyük miktardaki veri, özellikle incelenen binanın, modeli eğitmek ve eğitim seti dışındaki durumları tahmin etmek için yeterli genelleme seviyesine ulaşmak için yeterli bir izleme sisteminden gelen geçmiş veri setine sahip olmadığı durumlarda oldukça kritik bir unsurdur.

Bu çalışmada, yukarıda bahsedilen zorlukların üstesinden gelmek için bina enerji tüketim modellemesi ve tahmininde makine öğrenimi yöntemlerine dayalı bir benzerlik (similitude) yaklaşımı incelenmektedir. Yapay zekadan türetilen farklı veri odaklı modelleme yaklaşımları incelenmektedir. Literatür taramasının da gösterdiği üzre, her yaklaşımın güçlü ve sınırlı yönleri vardır ve mevcut olanlar arasında net bir üstünlük bulunmamaktadır. Bu nedenle, bina enerji tüketimiyle ilişkili girift durumları ve belirsizlikleri ele almak için bir dizi algoritma tanıtılmaktadır.

Vaka çalışması, İtalya'nın Treviso kentindeki Ca' Foncello Hastanesi (enerji talebi bilinen ve eğitim için kullanılan bir bina) ile İtalya'nın Ferrara kentindeki Sant'Anna Hastanesi'ne (enerji talepleri bilinmeyen ve test için kullanılan bina) odaklanmaktadır. Bu hastanelerin ısıtma, soğutma, elektrik ve buhar ihtiyacına karşılık gelen enerji talepleri, bina yönetim sistemlerinden toplanan veriler kullanılarak analiz edilmektedir. Bu projede geliştirilen algoritma, veri ayıklama ve normalizasyonu gibi otomatik ön işleme adımlarını ve topluluk yöntemlerinin hiperparametre optimizasyonunu içermektedir. Bu yöntemler, tahmin performansını iyileştirmek için birden fazla modeli birleştirmektedir. Makalenin geri kalanı aşağıdaki gibi yapılandırılmıştır. Bölüm 2, özellikle yapay zeka tabanlı araçlara odaklanarak, bina enerji ihtiyaçlarını tahmin etmek için mevcut yöntemlere genel bir bakış sunmaktadır. Bölüm 3, kolay ve ekonomik olarak elde edilebilen değişkenler yardımıyla, bilinen bir yapıya ait verilerin, başka bir yapının bilinmeyen enerji ihtiyaçlarını tahmin etmek kullanılmasına imkan sağlayan metodolojiyi tanımlamaktadır. Bölüm 4, vaka çalışmalarını ayrıntılı olarak özetlemekte, Bölüm 5'te sonuçlar raporlanmakta ve nihai sonuçlar Bölüm 6'da ortaya konulmaktadır. Bu araştırmanın başlıca özgün katkıları (i) bir benzerlik kriterinin kullanılması, (ii) istatistiksel analiz yerine tesis teknik özelliklerine dayalı veri ayıklama, (iii) zaman serileri analizi için yenilikçi bir metodoloji ve (iv) kullanılan tahmin tekniklerinin parametreleri için otomatikleştirilmiş bir optimizasyon prosedürünün kullanımı olarak verilebilir.



2. Literatür Taraması

2.1. Bina Enerji Tahmini için Yöntemler

Bina enerji tüketiminin modellenmesi ve tahmin edilmesi; hava koşulları, bina kabuğu özellikleri, antropik faktörler (örneğin davranışsal farklılıklar ve mahalde kullanıma bağlı doluluk vs), aydınlatma, elektrikli ekipmanlar ve HVAC performansı gibi çok sayıda değişkene bağlı olması nedeniyle zorlu bir görevdir [2]. Bu nedenle, son araştırmalarda çok sayıda teknik geliştirilmiş, uyarlanmış ve kullanılmıştır. Literatür, belirli bir bina tipini, enerji nihai kullanım ayrımlarını veya bina ölçeğindeki uygulamaları dikkate almaksızın, modelleme süreçlerinde aşağıdaki birleştirici terminolojiyi önermektedir [3,4]:

Beyaz-kutu yaklaşımları: Bu modeller, binaların enerji davranışını tanımlamak için birinci prensip denklemlerinin çözümüne dayanan şeffaf bir süreç kullanır. Fizik tabanlı modelleme, "mühendislik modelleri" gibi farklı isimlerle ortaya çıkmıştır [4]. Yukarıda belirtildiği gibi, bütün bir bina için beyaz-kutu modellerinin geliştirilmesi, fiziksel özelliklerin ve karakteristiklerin tanımlanması için önemli miktarda zaman gerektirir. Bu, bina enerji modellerinde(BEM) yeterli doğruluğu sağlamak üzere ancak ayrıntılı bilgilerin bir araya getirilmesiyle mümkün olmaktadır. Simülasyon süresini hızlandırmak için, simülasyonda temsilî binaların (arketip olarak adlandırılan) kullanılması yaygındır: bunlar genellikle farklı benzer bina gruplarının en yaygın özelliklerinin doğru bir şekilde belirlenmesinin ardından geliştirilir [5]. Bu yöntem, binaların farklı bölümlerini analiz eder, ve tüm bina portföyünün enerji performansını istenen doğruluk seviyesinde karakterize etme yeteneğini koruyan ayrıntılı BEM'ler üretir. Ayrıca, bir sınıflandırma süreci aracılığıyla yerel düzeyde doğru kıyaslama modellerinin oluşturulmasına olanak tanır. Sonuç olarak, bu yaklaşımın bir diğer önemli faydası da "eğer-öyleyse" senaryoları aracılığıyla iyileştirme (retrofit) müdahalelerinin değerlendirilmesidir [6]. Fakat, günümüzde bu tür bir temsil, belirli bir portföydeki binaları doğru bir şekilde temsil etmek amacıyla tasarlanmış özel simülasyon motorları ve büyük miktarda veri gerektirmekte olup, yukarıda sıralanan faydaları bir “potansiyel” olmaktan öteye taşıyamamaktadır.

Siyah-kutu yaklaşımları: Bu modeller, tek bina seviyesinden daha karmaşık bir ölçekte enerji tüketimini tahmin etmek ve öngörmek için bina veri analizi ve veri madenciliği araçlarını kullanır [4]. Hiyerarşik olarak önemli girdilerin seçimine dayalı enerji kullanımı tahmini ve öngörüsünde yaygın şekilde kullanılırlar [7,8]. Bina düzeyinde tahmin ve öngörü için en yaygın siyah-kutu yaklaşımları şunlardır [9]: basit regresyon modeli (SRM), çoklu doğrusal regresyon (MLR), karar ağaçları (DT), yapay sinir ağları (ANN) ve destek vektör makineleri (SVM). Sayılanların tümü, enerji tüketimini tahmin etmek için elde bir verinin bulunmasına dayalı yaklaşımlardır. Ayrıca, makine öğrenimine dayalı veri odaklı yaklaşımlar, ana bina kategorilerinin arketiplerini seçmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır [10]. Bununla birlikte, bu yöntemler hem kısa hem de uzun vadede bina enerji talebi tahmini yapmak için kullanılmamaktadır.

Gri-kutu yaklaşımları: Bu modeller, birinci prensip fiziği ile veri odaklı yaklaşımları birleştiren hibrit bir yapıya sahiptir. Beklendiği gibi, beyaz-kutu ve siyah-kutu modellerinin bazı avantajlarını ve kısıtlarını paylaşırlar. Son dönemlerde literatürde hibrit modelleme iki ana yönelim arz etmektedir. Bazı örnekler, beyaz-kutu modellerinin belirli parametrelerini optimize etmek için veri odaklı yöntemler kullanırken [11], diğerleri bir Gauss sürecini direnç-kapasite toplu parametre modeliyle birleştirerek fizik tabanlı modelin hatasını tahmin eder ve düzeltir. Son olarak, veri odaklı ve fizik tabanlı modelleri birleştirmenin bir başka yolu da, örneğin enerji ekipmanına ait yük talebini temsil edecek şekilde fizik tabanlı modellerin bazı bölümlerini makine öğrenimi algoritmalarıyla değiştirmektir.

Yazarların bildiği kadarıyla, hiçbir makale mevcut tüm algoritmalar arasında kesin bir üstünlük sağlayamamaktadır. Bu durum, özellikle bina veri ve özelliklerinin bilinmediği ve benzerlik bulmanın zor olduğu durumlar için geçerlidir. Çalışma süresinin kritik olduğu ve maliyet etkinliğinin tüm süreci yönlendirdiği gerçek kullanım senaryolarının icrası asıl ilgi alanımız olduğundan, bu makale veri odaklı yaklaşımlara odaklanmaktadır. Makale, binaların enerji ihtiyaçlarını tahmin etmek için, sonuçları doğrulamak veya geçmiş verilerin yokluğunda tahmin yapmak amacıyla benzerlik kriterlerini uygulayan bir yöntem önermektedir.

2.2. Makine Öğrenimi Algoritmaları

Literatürde mevcut olan yapay zeka araçları arasında, veri odaklı modeller basittir ve birbirini izleyen iki ayrı aşamadan oluşur: öğrenme ve doğrulama. Öğrenme süreci, tüm parametrelerin dikkatlice seçilmesi ve ardından gelen doğrulama aşamasıyla, yani model çıktıları ile geçmiş veriler arasında sistematik bir karşılaştırma sonucunda bunların değiştirilmesiyle başlar. Hata, belirlenen eşik değerin altına düştüğünde, veri odaklı model doğrulanmış sayılır ve bunun sonucunda yeni girdi verileriyle pratik uygulamalarda kullanılmaya uygun hale gelir [13].

Düşük maliyetleri ve pahalı ekipman ve enerji etüdü faaliyetlerini ancak sınırlı ölçülerde gerektirmeleri nedeniyle veri odaklı yaklaşımlar çeşitli alanlarda (örneğin tıbbi teşhis, siyasi kampanyalar, ticaret) yaygın olarak uygulanmaktadır. Son zamanlarda, bunların kullanımı bina sektöründe, bina enerji taleplerini tahmin etmek veya enerji tüketim profillerini çıkarmak amacıyla yaygınlaşmıştır. En yaygın yöntemler Şekil 1'de gruplandırılmıştır.





Tekil Modeller (Single Models)

İstatistiksel regresyon ya da doğrusal regresyon (LR), yukarıda bahsedilen yöntemler arasında uygulanması en kolay ve en hızlı olanıdır. Bina enerji tüketimini tahmin etmek için doğrudan ve basit bir yaklaşımdır. Daha ayrıntılı olarak, çoğunlukla erken aşama çalışmalarda uzun bir zaman dilimi boyunca ortalama tüketimi tahmin etmek amacıyla kullanılır. Ancak, Yapay Sinir Ağları (ANN) veya Destek Vektör Makineleri (SVM) gibi diğer yaklaşımlarla karşılaştırıldığında, regresyon modelleri eğitim için geniş hacimli tarihsel veri setlerine ihtiyaç duyar ve kısa vadeli tahminlerde doğrulukları düşüktür. Ayrıca, geniş bir çevre ve atmosfer koşulları aralığında, bina enerji tüketimi ile iyi bir korelasyon elde edebilmek için elverişli bir öngörü değişken seti ve uygun zaman ölçeği seçmek de zordur. Bunun yanı sıra, seçilen değişkenler arasındaki öngörülemeyen korelasyonlar regresyon çıktılarında beklenmeyen doğruluk seviyelerine yol açabilir [2]. Başlıca uygulama alanları, idari binalar [14] ve yeni bina tasarımıyla ilgili olanlardır. [15]. Son yıllarda araştırmacılar, doğruluk problemlerini çözmeye yönelik istatistiksel regresyon üzerinde çeşitli iyileştirmeler önermiş ve çoğu durumda Yapay Sinir Ağı (ANN) modellerine kıyasla daha iyi sonuçlar elde ettiklerini iddia etmişlerdir.. Bununla birlikte yazarlar, bu yöntemin daha çok üçüncül sektörde hizmet verenlere benzer (hizmet sektörü) basit binalar ve sıcaklık değişim aralığının dar olduğu iklim bölgeleri için geçerli olduğunu düşünmektedir [16]. Buna rağmen, çoğu durumda istatistiksel regresyon; bina enerji performansını karakterize etmek için gereken önemli parametrelerin tahmini, bina tasarımı, bina ısıl davranışının izlenmesi ve analiz edilmesi [17] ya da enerji tasarrufu için ısı kontrol stratejilerinin oluşturulması [18] amacıyla kullanılmaktadır.
Karar Ağacı Modelleri


Bina enerji tahmini için bir diğer veri odaklı yaklaşım ise karar ağacı (DT) modelidir [19]: Bu model, her iç düğümün bir öznitelik üzerinden dallanmasını, her dalın dallanmanın ürettiği bir sonucu ve her bir yaprak (nihai) düğümünün de tüm öznitelikler hesaplandıktan sonra atanan bir sınıf etiketini temsil ettiği akış şeması benzeri bir yapıdır. Karar ağacının en üstteki düğümü, girdi verilerinin dallanma kriteri olarak önceden tanımlanmış bazı tahmin değişkenlerine dayalı olarak farklı gruplara ayrıldığı kök düğüm olarak bilinir. Bu bölünmüş veriler, kök düğümden çıkan dallar olarak alt düğümleri oluşturur. Alt düğümler üzerindeki veriler ya daha fazla bölünmeye uğrar ya da uğramaz: ilk durumda, bir sonraki seviyede grafiksel olarak oluşturulan alt dallar görevi görecek yeni alt gruplar oluşturmak üzere bir veri bölme işlemi gerçekleştirilirken, ikinci durumda, artık düğümler yaprak düğümler olarak adlandırılır ve burada yer alan veri grupları nihai çıktılarıdır. Karar ağaçları, erken tasarıma yönelik veya yapının iskanı sonrası gerçekleştirilen çalışmalara uygulanabilen çok yönlü veri odaklı tekniklerdir. Tahmin doğrulukları yapay sinir ağları ve Destek Vektör Makineleri ile karşılaştırılabilir düzeydedir.

Akıllı Aydınlatma Tadilatı Hastanede Verimliliği, Teşhis ve Hastaların Esenliğini Artırıyor


Bryan Health, Nebraska ile Kansas, Iowa, Güney Dakota ve bölgedeki diğer eyaletlerin bazı bölgelerde hizmet veren, yerelde kar amacı gütmeyen bir sağlık kuruluşudur. Planlı bir tadilat gereksinimi ortaya çıktığında Bryan Health yönetimi, Nebraska'da bulunan Doğu ve Batı Kampüslerinin aydınlatma altyapısında bir iyileştirme ve floresan armatürleri enerji verimli LED'lerle değiştirme fırsatını değerlendirmek istedi. Yeni, modern bir aydınlatma sistemi; enerji tüketimini önemli ölçüde azaltma, işletme maliyetlerini düşürme ve bakımı kolaylaştırma vaadi taşıyordu. Peki başka neler yapılabilirdi ? Görünen o ki, oldukça fazla sayıda seçenekler söz konusuydu..

Bryan Health'te baş elektrik teknisyeni olan Mike Wiruth, dahili paydaşlarla birlikte aydınlatmaya yönelik uygulamalar ile olası entegrasyon stratejilerini araştırdı. Bu stratejiler, aynı zamanda doktorların verimliliğini destekleyebilir ve hastanın iyilik hali ile iyileşme sürecine katkıda bulunabilirdi.

Proje Hedefleri:

· KİŞİSELLEŞTİRME: İşyeri ve sağlık çalışanlarına, vazifelerine özel aydınlatma senaryolarını denetleme imkânı vermek. Aydınlatma kontrolü, özellikle radyologların röntgen çekimi ve görüntüleri incelemesi sırasında kritik önem taşımaktadır.

· DİMLEME(KISMA) KABİLİYETİ: Aydınlatma armatürlerinin, gün ışığından faydalanmak ve LED lambaların parlaklığını azaltarak kamaşmayı önlemek maksadıyla dimlenebilir/kısılabilir olması gerekiyordu.

· VERİMLİLİK: Belirli görevleri kolaylaştırarak otomatikleştirecek, gereksiz enerji tüketimini azaltacak ve elektrik faturalarını düşürecek bir aydınlatma sistemine ihtiyaçları vardı. Fazladan bir jest olarak, kurumun elektrik tedarikçisi Lincoln Electric System, Bryan Health'e sökülen her floresan lamba için bir geri ödeme ve sisteme ilave edilecek aydınlatma kontrol donanımının kurulum işçilik maliyetlerinin belirli bir yüzdesini karşılayacak ayrı bir indirim teklif etti.

· MERKEZİLEŞME: Tüm sistemi, kullanımı kolay, bulut tabanlı, merkezi bir aydınlatma sistemi ve gelişmiş veri görselleştirme araçlarıyla yönetmek istiyorlardı.

Wiruth ve ekibi, aydınlatma yönetimiyle ilgili seçenekleri değerlendirdikten sonra, gelişmiş aydınlatma kontrolleri, kullanıcı dostu bir gösterge paneli ve akıllı veri görselleştirmesi sunan Osram'ın Encelium aydınlatma yönetim sistemini seçti. Binaların geneline stratejik olarak yerleştirilen enerji kontrol üniteleri sayesinde Wiruth ve ekibi, tüm aydınlatma öğelerini uzaktan kontrol edebiliyor ve her iki kampüsteki performans, kullanım ve doluluk durumunu gerçek zamanlı olarak kuşbakışı görüşle izleyebiliyor.

Çalışma mahallerinde, her bölmeye doluluk sensörleri yerleştirildi. Bu sensörler, bölme boş olduğunda ışıkları otomatik olarak kapatıyor. Wiruth, bunun en büyük enerji tasarrufu sağlayan uygulama olduğunu belirtiyor.

Röntgen odalarında, radyologların röntgen görüntülerini incelemek için en uygun ışık seviyelerini otomatik olarak ayarlayabilmeleri amacıyla görev bazlı ayar seviyeleri ve önceden ayarlanmış aydınlatma senaryoları yapılandırıldı. Önceden ışıkları manuel olarak kısan hemşireler şimdi, sistem Röntgen modundayken bir ayak pedalına bağlı Sensör Arayüz Modülü üzerinden, doktorun daha önce kaydedilmiş aydınlatma tercihlerini ve özel senaryolarını otomatik olarak tetikliyor. Doktor ayağını pedaldan çektiğinde ise Röntgen modu kapanıyor ve sistem orijinal senaryoya geri dönüyor.

Hemşire istasyonunda, Encelium sistemine bağlı basit bir uzaktan kumanda anahtarı kurularak hemşirelerin istasyondan ayrılmadan ambulans giriş kapısını açabilmeleri sağlandı.

Büyük konferans salonlarında, bir depolama odasında "arka planda" bulunan bir Encelium denetleyicisine birden fazla aydınlatma senaryosu önceden programlandı. Salon bir etkinlik için hazırlanırken, sorumlu kişi tüm salonun mu yoksa salonun daha küçük konferans odalarına bölünerek mi kullanılacağına bağlı olarak uygun aydınlatma senaryosunu belirliyor. Bu durum, enerji tasarrufu sağlarken operasyonları da kolaylaştırıyor.

Acil Servis'te personel, altı kat aşağıdan, ağ bağlantılı bir anahtar kullanarak helikopter pistinin aydınlatmasını kontrol edebiliyor. Önceden, lambaları ikinci kattan sekizinci kattaki helikopter pistine giden vaviyen tesisat kullanarak açıyorlardı. Yenileme sırasında, bu uzun boru tesisatını taşımaları gerekecekti ve bunun yerine uzaktan çözümü kurmayı tercih ettiler.

Hastanelerde Aydınlatma Sistemleri Önemli Bir Tasarım Kriteridir. 


Aydınlatma sistemine yapılan yatırım, önemli enerji ve enerji dışı faydalar sağladı. Örneğin:

· ENERJİ VERİMLİLİĞİ: LED iyileştirmesi ve kampüs genelindeki hassas programlama sayesinde aydınlatma enerjisi kullanımında %57 oranında azalma sağlandı.

· DAHA İYİ TEŞHİS:
Röntgen odalarındaki önceden set edilmiş aydınlatma senaryoları, doktorlar için son derece doğru tıbbi teşhis imkânı sağladı ve röntgen inceleme süreçlerini büyük ölçüde kolaylaştırdı. Wiruth, "Radyologlarımız ve ilgili doktorlarımız, aydınlatma kalitesinde ve kullanıcı arayüzünde büyük bir iyileşme gördü" diyor.

· DAHA AZ DESTEK TALEBİ: Artık patlamış floresan lambaları değiştirmeye gerek kalmadığından, yardım masasına ve tesis yöneticisine gelen destek taleplerinin sayısı gözle görülür şekilde azaldı.

· DAHA KISA MÜDAHALE SÜRELERİ: Tesis personeli, kullanıcılar fark etmeden arızalı lambaları tespit edip detaylı inceleme yapabildiğinden, genel günlük aydınlatma sorunlarını çözmede daha proaktif olabiliyorlar.

· ARTAN BİREYSEL KONFOR: Kendi aydınlık seviyelerini kişisel ihtiyaçlarına göre ayarlama, düzenleme ve özelleştirme imkânına sahip olan ofis personeli ve sağlık çalışanları, iş yerinde artan memnuniyet ve konfor ifade etti. Wiruth, "Çalışma alanlarında, her gün, kendi ihtiyaçlarına uygun ışık seviyelerini ayarlayabiliyorlar" diyor.

· UZAKTAN KONTROL: Biri ışıkları kapatmayı mı unuttu? Sorun değil. Sistemin gelişmiş aydınlatma kontrolleri sayesinde Wiruth, herhangi bir kampüs lokasyonundaki bir ışığı açıp kapatabiliyor. Wiruth, " Lambalar ağımıza bağlı olduğu sürece onları kontrol edebiliriz. Bu harika ve çok güvenilir" diyor.

Wiruth'a göre, aydınlatma ve kontrol sistemi yükseltme, uygulama ve entegrasyon süreci sorunsuz ilerledi. Benzer bir entegrasyon projesi üstlenmek isteyen tesis yöneticileri için şu tavsiyelerde bulunuyor:

· KÜÇÜK BAŞLAYIN VE ÖLÇEKLENDİRİN: Wiruth, kaldırabileceğinizden fazlasını yüklenmemenizi tavsiye ediyor. Bina portföyünüz büyüdükçe veya ihtiyaçlarınız değiştikçe kolayca ölçeklendirilebilecek bir sistem satın alın ve uygulayın.

· UZMAN OLUN: Sistemi en ince ayrıntısına kadar anlayan, sahiplenen ve bu konuda eğitim almış bir kişinin sahada bulunmasını öneriyor. Bu, sistemde zaruri bir değişiklik veya tamir gerektiğinde size zaman kazandırır. Wiruth ve bir teknisyen, Osram tarafından düzenlenen bir günlük kullanıcı eğitimine katıldı. Aydınlatma sistemini ve tüm özelliklerini öğrenmek için kullanım kılavuzunu okudu. Ayrıca, operasyonlardaki aksamaları en aza indirmek için, bir yenileme projesinde görev alacak müteahhitlere mevcuttaki sistemi yeterli olacak kadar tanıtıyorlar.

3 Kasım 2025 Pazartesi

3D Özelleştirilebilir Grafen Tabanlı Lityum Kükürt Piller

 

Lyten: Yeni Nesil Lityum-Kükürt Pillerinde Özelleştirilebilir 3D Grafen Devrimi

Kaliforniya merkezli Lyten, batarya teknolojisinde çığır açan bir yenilikle anılıyor: özelleştirilebilir 3 boyutlu (3D) grafen.
Bu özel grafen yapısı, elektriksel, termal (ısı iletimiyle ilgili) ve mekanik özellikleri ihtiyaca göre özelleştirilebilir hale getiriyor. Amaç burada lityum-kükürt (Li–S) pilleri daha hafif, daha güçlü ve çevre dostu hale getirebilmek. 


🔋 Lityum-Kükürt Teknolojisinin Farkı


Lyten Firmasının 3D Grafen Lityum Sulfur Pilleri 

  • Li–S piller, klasik lityum-iyon pillere göre 2 ila 3 kat daha yüksek enerji yoğunluğu potansiyeline sahip.

  • Nikel, kobalt ve manganez gibi pahalı ve çevresel açıdan problemli metalleri içermez.

  • Bu sayede hem daha ucuz hem de karbon ayak izi düşük üretim mümkün olur.

  • Lyten’in 3D grafeni, elektrot içinde iyon hareketini optimize ederek pil ömrünü uzatır ve “shuttle effect” (polisülfürlerin istenmeyen dolaşımı) adı verilen kararlılık sorununu azaltır.


⚙️ Teknik Yenilikler

  • 3D grafen yapısı, klasik 2D grafenden farklı olarak gözenekli ve hacimli bir ağ oluşturur. Bu, enerji depolama kapasitesini artırır.

  • Modüler üretim sayesinde mevcut lityum-iyon üretim hatları, büyük değişiklik gerektirmeden uyarlanabilir.

  • Lyten, batarya modüllerinde karbon nötr üretim (net sıfır karbon salımı) hedefliyor.


🤝 Ortaklıklar ve Gelecek Planları

  • Stellantis (Fiat, Peugeot, Jeep markalarının sahibi) Lyten’e yatırım yaptı; elektrikli araçlarda Li–S pillerin kullanılmasını hedefliyor.

  • Lyten, Nevada/Reno’da 2024 sonunda faaliyete geçecek 10 GWh kapasiteli bir pil fabrikası için 1 milyar dolarlık yatırım planladı.

  • Şirket, 2025–2027 arasında teknolojiyi ticari kullanım aşamasına taşımayı; öncelikle drone, hafif taşıt, savunma ve uzay sistemlerinde uygulamayı hedefliyor.


🧭 Sonuç

Lyten’in “ayarlanabilir 3D grafen” yaklaşımı, Li–S pillerin en büyük sorunlarını çözerek enerji depolamada daha hafif, daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir dönemin kapısını aralıyor.
Bu teknoloji başarılı olursa, elektrikli araçlardan taşınabilir cihazlara kadar birçok alanda lityum-iyonun yerini alabilir.

26 Haziran 2024 Çarşamba

Liebherr Hidrojen Motorlu Büyük Tekerlekli Yükleyici İmal Ediyor


         Gelecekte sadece otomobil ve kamyonların CO2-nötr hale gelme zorunluluğundan bahsetmek doğru olmaz, halen inşaat makinesi üreticileri de fosil yakıtlardan kurtulma yolunda yol alıyorlar. Bir aile şirketi olan Liebherr, Salı günü Bischofshofen'deki (Pongau) fabrikasında dünyanın hidrojen motorlu ilk büyük tekerlekli yükleyicisini tanıttı. Genel olarak şantiye sahasındaki bir takım özel gereksinimler nedeniyle dizele alternatif arayışına kolay çözümler getirmek pek mümkün değildir.

        Bischofshofen'deki Liebherr fabrikasının teknik genel müdürü Herbert Pfab, "Birçok durumda, akülü elektrik çözümleri yaklaşık 15 tona kadar küçük araçlar için uygundur" diye açıkladı. Ancak daha ağır makineler için - 40 tona kadar çalışma ağırlığından bahsediyoruz – hidrojenle tahrik edilen pistonlu motor daha ideal bir çözümdür. “Büyük araçlarda hidrojeni elektriğe göre daha kolay depolayabiliyoruz. Hidrojen dizelden daha pahalı olsa da diğer sıfır emisyonlu tahrik türleriyle karşılaştırıldığında çok daha ucuz kalıyor. Piller büyük, çok ağır ve çoğu kez de pahalı kaynaklardır. Ayrıca şarj döngüleri uzun sürelere ihtiyaç duyar ve bu da inşaat sektöründeki zaman baskısı göz önüne alındığında onları genellikle tercih edilmeyen depolama araçları haline getirir. Öncelikle çoğu inşaat sahasında şarj için elektrik şebeke bağlantılarının yapılması gerekir; bu süreçler de özellikle karayolu veya demiryolu inşaatı gibi "mobil" altyapı projelerinde karmaşık ve pahalıdır. Hidrojen yakıtlı motorların bir diğer avantajı: Oldukça verimlidirler ve dizel motorla aynı inşaat taşıtına monte edilebilirler. Pratikte şanzımanın, soğutma sisteminin ve hidroliğin değiştirilmesine gerek yoktur.

      Şu anda sunumu yapılan hidrojen yakıtlı tekerlekli yükleyicinin prototipi aynı zamanda Liebherr'in en yaygın büyük yükleyicisi olan ve grubun tüm tekerlekli yükleyicileri gibi 2013 yılında Bischofshofen’de geliştirilen, üretilen ve satılan mevcut “L 566” modelini temel alıyor. "Hidrojen depoları daha fazla alan gerektirdiğinden sadece gövdeyi değiştirmek zorunda kaldık." Bu, aracı yaklaşık yarım metre daha uzun hale getirdi.

Liebherr Hidrojen Yakıtlı Yükleyici

İnşaat makineleri alternatif tahrikli ilk Liebherr ürünü değil: şirket, 2022'de zaten bir hidrojen yakıtlı zincirli ekskavatörü tanıtımını yapmıştı. Motorları Liebherr firmasınca İsviçre'de üretilmekte olup tasarımları gereği sera gazı ve nitrojen oksit emisyonunu ciddi ölçüde düşürüyor. “Büyük bir tekerlekli yükleyicinin saatte 16 ila 17 litre dizele ihtiyacı vardır ve büyük inşaat makineleri de küçüklere göre gün içinde çok daha uzun süre çalışıyor. Dizel motorlar dolayısıyla önemli miktarda CO2 yayıyor” diyor Pfab.Ancak yeni hidrojen yakıtlı tekerlekli yükleyicinin seri üretime geçmesi için hâlâ birkaç yıl geçmesi gerekecek. Öncelikle araç kapsamlı bir şekilde test ediliyor. Aynı zamanda diğer gelişmeler de devam ediyor. Çünkü hedef sadece hidrojenin dizelin yerine geçen bir yakıt olması değil: Liebherr şimdiden bir sonraki adım üzerinde çalışıyor. “Hidrojen yakıtlı motorların kullanımını daha çok bir geçiş dsönemi olarak görüyoruz. Nihai çözüm, hidrojenin elektrik üretmek için kullanıldığı yakıt hücresi olacaktır. Ancak inşaat makineleri sektöründe bu biraz zaman alacak.” Yüksek eğimler veya tozdan kaynaklanan kirlenme şu anda hâlâ sorun teşkil ediyor.
Bir diğer soru ise hidrojenin temini. Liebherr bu nedenle Salı günü Salzburg eyaletindeki ilk hidrojen dolum istasyonunun açılışını yaptı. Grup aynı zamanda inşaat makinelerine doğrudan şantiyelerde yakıt ikmali yapabilmek için mobil çözümler geliştirmek üzere “Maximator Hydrogen” şirketi ile birlikte çalışıyor. Bunun özellikle uzak mesafelerde bulunan inşaat sahaları ve daha az hareketli inşaat makineleri için önemli olduğuna dikkat çekilmekte.

1949 yılında Almanya'da kurulan Liebherr şirketinin genel merkezi İsviçre'de olup şu anda dünyanın en büyük inşaat makinesi üreticilerinden biridir. Grup tüm kıtalarda 150'den fazla şirkete sahiptir.  2023 yılında 50.000'den fazla kişiye istihdam sağlamış olmakla beraber 14 milyar Euro'nun üzerinde konsolide satışa ulaşmaktadır. 

31 Mayıs 2024 Cuma

Enerji Piyasası Denetleme Kurumu Tüm Mevzuatı (Tek Sayfada)

 

Kanunlar

Bakanlar Kurulu Kararları

Mahkeme Kararları

Yönetmelikler

Tebliğler

Usul ve Esaslar

Elektrik Piyasası Kurul Kararları

Elektrik Piyasası Diğer Mevzuatlar

Mülga Tebliğler

Mülga Yönetmelikler